Sanal Medyada Göç Algısı

S

SANAL MEDYADA GÖÇ ALGISI: AMERİKAN RÜYASI VE AVRUPA HAYALİ BİTTİ Mİ?
İnsanın bulunduğu coğrafyadan ayrılarak bir başka coğrafyada hayat kurma isteği, insanlık tarihi boyunca savaşlar, kıtlıklar, ekonomik sorunlar, güvenlik ihtiyacı ve daha iyi yaşama arzusu gibi farklı nedenlerle ortaya çıkmış; ancak modern dünyanın ürettiği göç algısı, insanın bir yerden başka bir yere hareket etmesinin çok ötesinde, toplumların zihin dünyasını biçimlendiren büyük bir kurtuluş düşüncesine dönüşmüştür.
Gitmek…
Daha iyi yaşamak…
Daha fazla kazanmak…
Daha özgür olmak…
Çocuklarına daha güzel bir gelecek bırakmak…
İnsanların yıllarca göç kavramının etrafında biriktirdiği bütün beklentiler, dünyanın belirli coğrafyalarında toplanmış ve Amerika ile Avrupa, zaman içinde gerçek ülkeler olmanın yanında insanlığın ortak hayal dünyasında oluşturulmuş iki büyük gelecek tasavvuruna dönüşmüştür.
Amerika çalışanın kazanabileceği, yoksulun zenginleşebileceği, hiçbir şeyi olmayan insanın yalnızca emeği ve cesaretiyle yeni bir hayat kurabileceği fırsatlar ülkesi olarak anlatılırken; Avrupa, sosyal devlet anlayışının, ekonomik güvenliğin, insan haklarının, düzenli şehirlerin ve yüksek yaşam standartlarının merkezi olarak gösterilmiştir.
Böylece göç, insanın yalnızca yaşadığı ülkeyi değiştirmesi olmaktan çıkmış; ekonomik, sınıfsal, kültürel ve psikolojik bir yükseliş düşüncesiyle bütünleşmiştir.
Amerika’ya giden kazanmıştır.
Avrupa’ya yerleşen kurtulmuştur.
Ülkesinden ayrılmayı başaran, hayatını değiştirmiştir.
Uzun yıllar boyunca dünyanın büyük bölümüne anlatılan göç hikâyesinin en kısa özeti budur.
Bugün ise insanlık başka bir gerçekle karşı karşıya.
Göç devam ediyor.
İnsanlar hâlâ ülkelerini terk ediyor.
Sınırlar hâlâ geçiliyor.
Yeni hayatlar hâlâ başka coğrafyalarda aranıyor.
Ancak değişen çok önemli bir şey var:
Göçün kendisinden önce, göçün hikâyesi değişiyor.
Ve bu değişimin merkezinde sanal medya bulunuyor.
GÖÇÜN ESKİ HİKÂYESİ
Geçmişte başka bir ülkeye giden insanın hayatı hakkında geride kalanların bildikleri oldukça sınırlıydı.
Göçmen, yıllar sonra ülkesine geldiğinde güzel kıyafetleri, aldığı araba, getirdiği hediyeler ve anlattığı başarı hikâyeleri ile görülürdü.
Onun yaşadığı yalnızlık bilinmezdi.
Yabancı bir ülkede kabul görmek için verdiği mücadele görülmezdi.
Ağır çalışma şartları anlatılmazdı.
Ekonomik sıkıntıları, dil sorunları, kültürel çatışmaları ve yıllar geçtikçe büyüyen aidiyet problemi çoğu zaman geride bıraktığı insanlara ulaşmazdı.
Çünkü göçmenin başarısı görünür, ödediği bedel görünmezdi.
Ortada tek taraflı bir hikâye vardı.
Gitmiş ve başarmış insanın hikâyesi…
Bu hikâye yıllar boyunca başka insanların hayallerini besledi.
Bir kişinin aldığı araba, başka bir insanın ülkesinden ayrılma hayaline dönüştü.
Bir ailenin Avrupa’dan getirdiği hediyeler, başka ailelerin çocuklarına gelecek planı oldu.
Amerika’dan gönderilen bir fotoğraf, dünyanın başka bir köşesinde yaşayan insanın hayatını değiştirme isteğini büyüttü.
Çünkü insan, görmediği hayatı hayal ederek tamamlar.
Ve hayal, çoğu zaman gerçeğin bıraktığı boşlukları kendi istediği biçimde doldurur.
Bugün ise o boşluk giderek küçülüyor.
Çünkü sanal medya, göçmenin hayatı ile geride kalan insan arasındaki mesafeyi ortadan kaldırıyor.
Artık Amerika’da yaşayan bir insanın ne kadar kazandığını öğrenirken ne kadar kira ödediğini de biliyoruz.
Avrupa’da yaşayan bir göçmenin sosyal haklarını dinlerken yaşadığı yalnızlığı da görüyoruz.
İyi bir iş bulanların başarı hikâyelerinin yanında yıllarca kendi mesleğini yapamayan insanların hikâyelerine de ulaşıyoruz.
Ülkesinden büyük umutlarla ayrılan, yıllar sonra geri dönmek isteyen insanların nedenlerini dinliyoruz.
Böylece göçün yıllarca kapalı kalan arka kapısı açılıyor.
Ve insanlık ilk kez büyük bir soruyla karşı karşıya geliyor:
Biz Amerika ve Avrupa hakkında gerçeği mi biliyorduk, yoksa bize gösterilen kısmı mı gerçek sanıyorduk?
AMERİKAN RÜYASI: BİR ÜLKEDEN DAHA FAZLASI
Amerikan Rüyası, modern dünyanın ürettiği en güçlü toplumsal anlatılardan biridir.
İnsanın nereden geldiğine bakılmaksızın çalışarak başarılı olabileceği düşüncesi üzerine kurulan bu büyük anlatı; sinema, televizyon, edebiyat, reklam ve popüler kültür aracılığıyla bütün dünyaya yayılmıştır.
Küçük bir kasabadan gelen genç başarılı olur.
Yoksul bir aileden çıkan çocuk büyük bir şirket kurar.
Ülkeye cebinde birkaç dolarla gelen göçmen yıllar sonra zenginleşir.
Çalışan kazanır.
Cesaret eden başarır.
Risk alan yükselir.
Bu anlatının gücü, Amerika’nın gerçek ekonomik imkânlarından daha büyük bir etki oluşturmuştur.
Çünkü Amerikan Rüyası yalnızca bir ülkede yaşama isteği üretmemiştir.
İnsana, hayatını değiştirebileceği başka bir dünyanın var olduğuna inanma imkânı vermiştir.
Ancak bugün bu büyük anlatının karşısında başka gerçekler bulunmaktadır.
Yüksek konut fiyatları…
Sağlık ve eğitim harcamaları…
Gelir dağılımındaki farklılıklar…
Ekonomik güvencesizlik…
Sınıfsal hareketliliğin giderek zorlaşması…
Geçmişte anlatılan Amerikan Rüyası ile bugünün Amerika gerçeği arasındaki mesafe büyüdükçe, sanal medya bu mesafeyi dünyanın gözleri önüne sermektedir.
Artık insanlar yalnızca başaranları görmüyor.
Başaramayanları da görüyor.
Çalıştığı hâlde geçinemeyenleri…
Birden fazla işte çalıştığı hâlde hayatını kurmakta zorlananları…
Ülkesine dönmek isteyen göçmenleri…
Yıllarca hayalini kurduğu ülkeye ulaştıktan sonra aradığı hayatı bulamadığını söyleyenleri…
Böylece büyük hayalin yanında büyük hayal kırıklıkları da görünür oluyor.
AVRUPA: REFAHIN COĞRAFYASI MIYDI?
Avrupa algısı ise Amerika’dan farklı bir düşünce üzerine kurulmuştur.
Amerika bireysel başarıyı temsil ederken Avrupa, güvenli ve düzenli hayat düşüncesi ile öne çıkmıştır.
Sosyal devlet…
Eğitim…
Sağlık…
İnsan hakları…
Çalışma şartları…
Ekonomik güvenlik…
Bütün bu kavramlar, uzun yıllar boyunca Avrupa’yı dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan insanlar için ulaşılması gereken büyük bir yaşam alanına dönüştürmüştür.
Özellikle ekonomik sorunların, savaşların ve siyasi istikrarsızlıkların yaşandığı ülkelerde Avrupa’ya ulaşmak, yeni bir hayata başlamanın en önemli yollarından biri olarak görülmüştür.
Ancak son yıllarda Avrupa’nın kendi içinde yaşadığı ekonomik ve toplumsal sorunlar, bu büyük hayalin sorgulanmasına yol açmaktadır.
Artan yaşam maliyetleri, konut sıkıntısı, yaşlanan nüfus, göçmen karşıtlığının yükselmesi, toplumsal ayrışmalar ve gelecek kaygısı, Avrupa’nın yıllarca oluşturduğu kusursuz hayat görüntüsünün arkasındaki sorunları görünür hâle getirmektedir.
Burada yine sanal medya devreye giriyor.
Çünkü artık Paris yalnızca Eyfel Kulesi’nden oluşmuyor.
Londra yalnızca büyük caddeler ve tarihî yapılardan ibaret görünmüyor.
Berlin yalnızca özgürlüğün ve modern hayatın şehri olarak anlatılmıyor.
O şehirlerde yaşayan insanların gündelik hayatları, ekonomik sorunları, çalışma şartları, yalnızlıkları ve gelecek kaygıları da dünyanın önüne geliyor.
Sanal medya, şehirlerin kartpostallarını kaldırarak arka sokaklarını göstermeye başladı.
Ve belki de göç algısındaki en büyük değişim tam olarak burada ortaya çıkıyor.
MODERN İNSANIN COĞRAFİ KURTULUŞ YANILGISI
Modern insan uzun yıllar boyunca başka coğrafyalardaki hayatı, kendi yaşadığı hayatın eksiklikleri üzerinden değerlendirdi.
Kendi ülkesinde bulamadığı her şeyi başka ülkelerde var sandı.
Kendi hayatında yaşadığı ekonomik sıkıntıların başka ülkelerde bulunmadığına inandı.
Kendi toplumundaki sorunları görürken başka toplumların sorunlarını yeterince tanımadı.
Böylece göç, gerçek ihtiyaçların yanında psikolojik bir kurtuluş alanına dönüştü.
İnsan, bulunduğu yerde mutsuzsa başka yerde mutlu olacağını düşündü.
Ekonomik sorun yaşıyorsa başka ülkede zenginleşeceğine inandı.
Kendi toplumunda kendini yalnız hissediyorsa başka bir toplumda kabul göreceğini sandı.
Oysa insan, gittiği yere yalnızca valizini götürmez.
Kendini de götürür.
Geçmişini…
Dilini…
Alışkanlıklarını…
Korkularını…
Çocukluğunu…
Ailesini…
Hatıralarını…
Ve ait olduğu coğrafyanın kendisinde bıraktığı bütün izleri…
İnsanın pasaportu değişebilir.
Adresi değişebilir.
Konuştuğu dil değişebilir.
Yaşadığı şehir değişebilir.
Ancak insanın kendisiyle taşıdığı görünmez coğrafyanın değişmesi çok daha uzun zaman alır.
Göçün ekonomik boyutunu ölçmek kolaydır.
Kazandığınız para hesaplanabilir.
Ödediğiniz kira bilinebilir.
Çalışma saatleriniz karşılaştırılabilir.
Ancak insanın geride bıraktığı hayatın maliyetini hesaplayabilecek bir ekonomik sistem henüz kurulmamıştır.
Annenizin yaşlanmasını uzaktan izlemenin…
Çocuğunuzun kendi ana dilinden uzaklaşmasının…
Bir bayram sabahına yabancı bir şehirde uyanmanın…
Yıllar sonra ülkenize döndüğünüzde kendinizi artık oraya da ait hissedememenin…
Ekonomik karşılığı yoktur.
Bu nedenle göçü yalnızca gelir, iş ve yaşam standartları üzerinden değerlendirmek, insanı yalnızca ekonomik bir varlık olarak görmek anlamına gelir.
Oysa insan, yaşadığı coğrafya ile arasında görünmez bağlar kuran karmaşık bir varlıktır.
SANAL MEDYA GERÇEĞİ Mİ GÖSTERİYOR?
Tam burada başka bir sorun ortaya çıkmaktadır.
Sanal medya gerçekten göçün bütün gerçeklerini mi gösteriyor?
Bir dönem yalnızca güzel hayatları gösteren sanal dünya, bugün başka bir aşırılığa yönelerek yalnızca kötü hayatları gösterme tehlikesi taşımaktadır.
Geçmişte Avrupa’ya giden herkes mutlu ve zengin gösteriliyordu.
Bugün ise Avrupa veya Amerika’da yaşayan herkes mutsuz, yalnız ve ekonomik sıkıntı içindeymiş gibi bir algı oluşturulabiliyor.
Her iki yaklaşım da insanı gerçekten uzaklaştırır.
Çünkü ülkeler tek bir hikâyeden oluşmaz.
Bir insan için büyük fırsatlar sunan bir ülke, başka bir insan için ağır bir hayal kırıklığı olabilir.
Bir insanın yükseldiği ekonomik sistemde başka biri kaybolabilir.
Bir göçmen yeni bir kimlik kurarken başka bir göçmen yıllarca aidiyet sorunu yaşayabilir.
Bu nedenle sanal medyada anlatılan bireysel hikâyeleri bütün bir ülkenin gerçeği olarak kabul etmek, geçmişte yapılan hatanın başka biçimde tekrarlanması anlamına gelir.
Geçmişte vitrine inanıyorduk.
Bugün arka sokağa inanıyoruz.
Oysa gerçek, çoğu zaman ikisinin arasında bir yerde duruyor.
GÖÇÜN YENİ ÇAĞI
Bugün insanlık, göç tarihinin yeni bir dönemine giriyor.
Artık insanlar yalnızca ülkeler arasında hareket etmiyor.
Bilgiler, görüntüler, deneyimler ve hayal kırıklıkları da sınırları geçiyor.
Bir ülkede yaşanan ekonomik sorun birkaç dakika içinde dünyanın başka bir ülkesinde biliniyor.
Bir göçmenin yaşadığı hayat milyonlarca insan tarafından izleniyor.
Bir insanın ülkesine dönme kararı, başka insanların göç kararını etkiliyor.
Böylece sanal medya, göçün yalnızca anlatıldığı bir alan olmaktan çıkarak göç kararlarının oluştuğu yeni bir toplumsal mekâna dönüşüyor.
Ve belki de geleceğin en büyük göç hareketlerini sınırlar kadar ekranlar da belirleyecek.
İnsanlar artık yalnızca nereye gideceklerini düşünmüyor.
Neden gitmek istediklerini de sorguluyor.
Daha iyi bir hayat mı arıyorlar?
Ekonomik güvenlik mi?
Özgürlük mü?
Mesleki gelecek mi?
Çocuklarının geleceği mi?
Yoksa sanal medyada gördükleri başka hayatların etkisiyle kendi hayatlarından mı uzaklaşmak istiyorlar?
Bu soruların cevabı, yalnızca bireylerin geleceğini belirlemeyecek.
Ülkelerin geleceğini de belirleyecek.
Çünkü göç artık yalnızca gidenlerin meselesi olamaz.
Geride kalan toplumların da meselesidir.
Gençlerini kaybeden ülkelerin…
Nitelikli insan gücünü kaybeden ekonomilerin…
Yaşlanan toplumların…
Yeni göçmenlerle değişen şehirlerin…
Ve giderek daha fazla hareket eden insanlığın ortak meselesidir.
PEKİ
Amerikan Rüyası bitti mi?
Avrupa hayali sona mı erdi?
Bana göre bugün sona yaklaşan şey, insanın daha iyi bir hayat arama isteği değildir.
İnsan, var olduğu sürece daha güvenli, daha özgür ve daha iyi yaşayabileceği coğrafyaları aramaya devam edecektir.
Ancak başka ülkeler hakkında oluşturulan kusursuz hayat algısı büyük ölçüde değişmektedir.
Dünya birbirini artık daha yakından görüyor.
Bir ülkede yaşayan insan, başka bir ülkedeki market fiyatını biliyor.
Ev kiralarını görüyor.
Çalışma şartlarını dinliyor.
Göçmenlerin yaşadığı sorunları takip ediyor.
Ülkesine dönen insanların neden döndüklerini öğreniyor.
Ve bütün bunların sonunda belki de insanlık, göç hakkında ilk kez daha gerçek bir soru sormaya başlıyor:
Gitmek gerçekten kurtulmak mıdır?
Çünkü insan, yıllarca başka coğrafyaları kendi mutsuzluğunun çaresi olarak gördü.
Uzakları büyüttü.
Yakınları küçülttü.
Gitmeyi başarı, kalmayı başarısızlık saydı.
Başka ülkelerin imkânlarını gördü, bedellerini görmedi.
Bugün sanal medya o büyük hayalin perdesini aralıyor.
Amerika hâlâ Amerika.
Avrupa hâlâ Avrupa.
İnsan hâlâ daha iyi bir hayat arıyor.
Ancak artık biliyoruz ki dünyanın hiçbir coğrafyası insanı yalnızca oraya ulaştığı için mutlu etmiyor.
Belki de biten Amerikan Rüyası veya Avrupa hayali değildir.
Biten, başka bir coğrafyanın insanı kendi hayatının bütün sorunlarından kurtaracağına duyulan büyük inançtır.
Çünkü modern çağın insana öğrettiği en önemli gerçeklerden biri şudur:
Coğrafyalar değişir.
Şehirler değişir.
Pasaportlar değişir.
Hayatlar değişir.
Ancak insan, dünyanın neresine giderse gitsin, bir süre sonra aynı sorunun karşısında durur:
“Ben daha iyi bir hayat mı arıyordum, yoksa kendi hayatımdan mı kaçıyordum?”
Belki de göç çağının bundan sonraki en büyük tartışması, insanların nereye gittikleri üzerinden yapılmayacaktır.
Asıl tartışma, neden gittikleri ve gittikleri yerde ne buldukları üzerinden başlayacaktır.
Çünkü sanal medya çağında uzakların üzerindeki sis dağılmıştır.
Ve insanlık, uzun yıllar boyunca hayalini kurduğu coğrafyalara ilk kez bu kadar yakından bakmaktadır.
Yakından bakılan hiçbir hayat ise uzaktan kurulan hayal kadar kusursuz değildir.
Meryem Güneş Berberoğlu

Yazar Hakkında

Meryem Güneş Berberoğlu

Yorum ekle